28/6/2008 - <font color= green > 2008 yılı yaz aylarına yine kavuştum.
Merhaba,
Sevgili Sevgililerim,
Bir yılın daha yaz aylarına kavuştum ve yine Enez'deyim. Buranın Benim için olan öneminden bahsetmiştim. Burada toprakla, havayla, denizle kısacası Doğayla iç içe oluyorum. Hattâ çok kişiyi canından bezdiren yaz gecelerinin sevimsiz konukları Sivrisinekleri bile çok seviyorum. Kollarımda ki ısırıklarını hissettiğim zaman içten içten mutluluk duyuyorum. Neden mi ? Çünkü, bacaklarımda his yok. Isırılınca değil, yansa kılım kıpırdamaz. Adeta yok gibi. Bir sineğin koluma konduğunu hissedince, sineğe bakıp " Teşekkür " ediyorum. Durum bu. Bir kaç gün öncede gördüğümüzde, " Bana bir Uğur var " dediğimiz Uğur Böceklerinin istilâsına uğradık. Ama öyle böyle değil. Bulut gibi geliyorlar. Balkona çıkmak dışarıda olmak ne mümkün ? Küreklerle süpürülüp atıldı. Uğur değil, "Uğraş" getirdiler. İşte! Burada Doğayı her şeyiyle yaşıyorum. Bütün eksiklerime rağmen, Varım ve Mutluyum. Bana bu Mutluluğu yaşatan herşeye ve herkese de minnettarım.
4/5/2008 - <font color= green >Hoşgeldin, çiçekleri... </font
Her yaz, Ekim ayının sonlarında ENEZ'deki küçük cennetimden ayrılıyorum. Kışın kara yüzlü günlerini, güneş görmeden geçireceğim kışlık evime gelmek bana hüzün veriyor. Ama birileri benim bu hüznümü sanki hissedermiş gibi çoşkuyla eve gelmemi kutluyorlar. Bunlar kim mi ?
Bunlar, penceremin dışında ki Sıklâmen Çiçeklerim.
Kışlık evimize geldikten,3-5 gün sonra saksıların içinde küçücük yapraklar açmaya başlar. Gün be gün çoğalan bu yapraklar gürbüzleştiği zaman diplerinde bir sürü tomurcuklar belirir. Artık havalar iyice soğuyup karlar yağmaya başladığın da, sıklâmenlerim istediği havaya kavuşmuştur. Tomurcuklar irileşip patladığında, penceremin muhteşem güzelliğine bakmak benim için bir zevktir.
22/4/2007 - <font color= green >Yeşim'e Cevabımdır... </font
Sevgili Yeşim ( nam-ı diğer ; İPEKYOLU )
" Blog yazılarını bırakma " diyen mesajını aldım. Çok haklısın. Epey uzun bir zamandır, bir avareliktir gidiyor bende. Plân ve program denilen mefhumu yitirdim. Her dala atlıyorum. FRONTPAGE öğrendim bu sayede kendime ayrıca bir site yaptım yetmedi, şimdi DREAMWEAVER denilen ayrı bir programa heves ettim. O programı öğrenmeye başladım bu yolla hazırlanan sitelerde FLASH MX ile yapılan canlandırmalar dikkatimi çekti, hadi FLASH MX kitapları aldım. Ama daldan dala atlamakla hiçbirini sağlıkla sonlandıramadım. Sonunda yoruldum. Biraz uzak kalayım, özleyeyim düşüncesiyle, dinlenmekteyim.
Seni dinleyip, blog daki yazılarıma "devam" diyerek başlayacağım. Zarif davetin için sonsuz teşekkürler.
29/1/2007 - <font color= green >İşte geldim burdayım... </font>
Sevgili Arkadaşım Rukiyem'den ( nam-ı diğer PETUNYAM dan ) yine bir mail aldım.Mailinde " hani yeni yazı, hadi ya bekliyoruz ?" diyordu.Çok haklısın Rukiye'ciğim, ben bütün blog arkadaşlarımdan özür diliyorum.BLOĞUMA üvey evlât muamelesi yaptığım için.Aslında bu tümceyi de hiç sevmem. Sanki, bütün üvey evlâtlara ilgisiz ve sevgisiz davranılıyormuş gibi..Ne anneler tanıyorum ki, kendilerinin olmadığı halde "evlât" dedikleri çocuklarına gösterdikleri ilgi ve sevgi görülmeye değerdir. Neyse bu konuyu uzatmayalım.Benim, bloğumla ilgilenememe nedenimse, bir kaç zamandır öğrenmeye çalıştığım web sitesi yapma çalışmalarımdı. Asp, Html, Flash derken enine- boyuna FRONTPAGE kitabı ile, bu çalışmalarım meyvasını verdi. www.gunselihakki.com şu anda yayında! Tabi, bu demek değil ki, Bloğumu bırakacağım, hayır. Ben yazdığım satırların başkalarına ulaşmasının hazzını bu sayfalarda buldum.Ve devam edeceğim.Şimdi ise; son günlerde yaşadığımız üzücü kayıplardan biri olan Sn. İSMAİL CEM 'in şiiriyle VEDA etmek istiyorum.
Kartalın yaşı 40'a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır: - Ya ölümü seçecektir, - Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.
Sevgili BLOG ARKADAŞLARIM ve yolu birgün bu siteye düşecek olan YENİ BLOGCULAR ;
yazılarımdan da anladığınız gibi eşimle birlikte özellikli bir yaşamı paylaşıyoruz. Daha doğrusu yaşamaya çalışıyoruz. Ayni benim gibi olan kaderdaşlarımın var olduğuna olan inancımla, ortak paydada buluşup bu BLOG sayesinde görüşüp konuşmak istiyorum. Buna vesile olacak herkese şimdiden minnetlerimi sunarım.
12/10/2006 - <font color = green> Fedakârlığın resmi budur. </font&g
Sn. İnan Kıraç 'ın Sevgili eşi Suna hanımı, suyla buluşturma haberini okuduğumda çok duygulanmıştım. Çünkü suyun bu hastalıkta ne kadar rahatlatıcı ve tedaviye bir nebze olsun katkısını biliyordum.Bizde imkânlarımız dahilinde, kendi gücümüzle bunu yapmaya çalışıyoruz..
11/10/2006 - <font color =green> Geç gelen Yaz hakkında.. </font>
Ben,bir önce ki yazımda, yaz mevsimi hakkında fazla mı serzenişte bulundum, bilmiyorum? Bana " Geç buldum çabuk kaybettim" dedirtmeyen sıcak giden bu havalar sayesinde halâ denize girmekten çok mutluyum. Tabii, sevgili eşimin varlığı sayesinde de.
Bilemiyorum yanlış anlaşılırmıyım ama, ona olan minnet duygularımı bu sayfalarda dile getirmek istiyorum. Çünkü, boyundan felçli bir insana yaşattığı bu hayat için. Yeise kapılan her insan gibi, bende ilk başlarda (tekerlekli sandalyeye oturduğum ilk yıllarda) yani " neden ben ?" dediğim günlerde kendimi çok şanssız hissetmiştim. Yanılmışım. Soyut bir kavram olan şansın nerde başlayıp nerde bittiği hiç belli olmuyor. Tanrım bana öyle bir hayat arkadaşı vermiş ki, evlilik akdin de ettiğimiz " sağlıkta ve hastalıkta " yeminine sadık kalan.Şimdi bana şansın ne olduğunu düşündürüyor.
Bu yazdıklarım için birileri yine "reklâmını mı yapıyorsun ?" diye saldırabilir. ASLA.!
Amaçladığım tek şey, benim gibi olan onlarca kişiye ( ki var olduklarına inanıyorum.) Sevgiyle bütün zorlukları aşıp, hayata tekrar umutla bakabileceklerini göstermek istiyorum. Çünkü yaşadığımız bu hayatın zorlukları ancak SEVGİ nin varlığı ve onun getirdiği fedakârlıkla aşılıyor..